Kendimi İsimlendirmek

Buraya nasıl geldiğime dair en ufak bir fikrim yok ama iyi kötü fikirlerimi, hayallerimi, yaptıklarımı, bilgi birikimlerimi, çabalarımı ve bana bile büyük gelen sevgimi anlatmak için buradayım.

Ömrü hayatım boyunca yazı yazmayı sevmişimdir. Çeşit çeşit takıntılarım da olmuştur. Yıllardır vazgeçemediğim en büyük takıntım; kendimi adlandırmak oldu. Bundan bir türlü kurtulamadım. Kimseye de fark ettirmedim bunu. En ufak olaylarda kedime rol biçtim ve ona göre kendimi isimlendirdim. Bu o kadar yorucu oluyor ki…

Belki de insanların etiketlerine uygun yaşamaya çalışıyorumdur. Saçmalık! Başkasının ideal olarak gördüğü etiketler bende aslında urgan olabilir. Daha kötüsü ben yeni etiketler gördükçe bu urgan sıklaşıp, zamanla nefesimi kesebilir. Ne kadar korkutucu. Başkaları uğruna yaşarken fark etmeden ölmek… Ölüyorum ve kimse buna el atmıyor. Bunun sebebi insanlara fazla anlam yüklemem olabilir mi? Muhtemelen…

Aslında daha ele gelir bir sebebim var: Fazla anlam yükleyecek insanı bulmak. Bunun uğruna hiç olmayacak insanları işin içine katmak daha kötüsü kendi gelgitlerimle onları yaralıyor olmam.

Zor. Gerçekten çok zor. Kafanda yarattığın kişiyi bulmak için arayışa giriyorsun ve o süreçte yolunun kesiştiği tüm insanları kafandakine benzetmeye çalışıyorsun. Bu yüzden sen yıpranıyorsun daha kötüsü karşındakini yıpratıyorsun. Sonrası boşa geçmiş bir ömür. Bunu her evrede fark edip farklı uğraşmaya yönelme aşaması var bir de. Bu süreci iyi yönetirsem her şey güzel. Yorulmak yok, fazla insanlar yok, yalnızlık, ben ve kafamda dönüp duran dünya… Daha ne isterim ki?

İşte tam bu sırada bencillik giriyor devreye. Sadece kendi çıkarlarımı düşünmeye başlıyorum ve istediklerimi elde etme çabasına giriyorum. Keşke iyi şeyleri istesem. Kendimce iyi şeyler bunlar tabii. Bir de karşı tarafa uzatmak gerekir mikrofonu.

Gelelim beni buraya kadar sürükleyen hikayeye… Her şeyi göze alıp mikrofon uzattım Asosyal Bey’e. Ben bunu defalarca yapmama rağmen her seferinde, o da kendi ifadesine göre, beni incitmemek için yontulmuş bir dürüstlük içerisindeymiş. Biraz üsteleyince gerçek düşüncelerini öğrendim. En kötüsü de kendimi buna hazır sanmışım. Kırılmam dedim de aslında paramparça olmuşum. Aslında ayna tutmuş bana, bunu yeni yeni fark ediyorum.

Düşündüğümden daha çok şey yapmışım. Birçoğu da kontrolüm dışında gelişti. Bunu finalde fark ettim. Kendimi bu konuda suçluyorum. Hiç rahat durmadım, düşündüklerimin olacağına inanıyordum.

Meğerse ben içimde bir dünya kurmuşum da sevdiklerimi işime geldiği gibi yerleştirmişim. Biraz da hayal dünyamı konuşturup kendime olmayan insanlar yaratıp değişik değişik roller biçmişim.

Bir yazarmışım, ömrüm eserimmiş, kahramanlarım istediğim kadar kusurlu ve istemediğim kadar kusursuzmuş sanmışım.

İnsanların duygu düşüncelerini tam anlamıyla bilmeden akışı değiştirmişim. Bu yüzden çok insanda yara olarak kaldım. Nedense emin olduğum tek şey bu. En değer verdiklerime kızıp kendimi kırdım. Sonra fark ettim ki hayatıma daha çok değer verebileceğim biri girdiği an, hep yanımda, yakınımda olanların değerlerinden çalıp onlara verdim. Zamanla da insanlarla aramı açar oldum.

Hayatımda hiç bu kadar “Nasılsın?” sorusuna ihtiyacım olmamıştı. Yaslandığım biri nasılsın dese de adlandırmaya çalıştığım kendimi ona döksem, sonra da elimizde çöp poşeti gerekli olanları geri rafa kaldırsak, kalanları da ölüler ormanının derinliklerine gömsek diye beklememiştim hiç. Hiç kimseye yeterince yaslanamadığım için, kim otursa karşıma “kendi derdimi kimseye dert edemem” dedim. O yüzden sürekli onları dinledim. Düşüncelerimi, kalbimi, yaşadıklarımı kimseye olduğu gibi açmadım.

Bilemedim ki sevgimin yük olacağı insanlar varmış. Bir de sevgim için bıçakladığım insanlar….

Finali mutlu olan bir hikaye değil ki başlayayım anlatmaya. Şimdi olaylara analitik bakıyorum da ben kendimi isimlendirememişim, istediğim gibi olan bir hedef seçmişim ve ortalığı yakıp yıkmaya başlamışım. En değer verdiğim insanı kırdım mesela, herkesten bir şeyler saklar oldum bunlar yetmezmiş gibi bir de yalan serpiştirdim üstüne. Çok kötüyüm çok…

Birine dokunmaya korkarken ne ara kalplerini yere atıp kırmaya başladım? Bana güvenenlere ne ara hayal kırıklığı olmaya başladım ben? Hayatımı değiştirdim, kalbimi değiştirdim, ruhumu bıraktım. Herşey, sadece tek güvendiğim insanı kırdığımı gördüğüm an başladı. Şimdiye kadar kim dediyse haklıydı. Ben gerçekten çok değişmeye başlamıştım. Şimdi her şeyi düzeltmek için çabalıyorum.

Bir yanda kendim, bir yanda bana bile ağır gelen sevgim, bir yanda güvendiklerim, bir yanda da hayallerim… Herkesten özür dilerim, bu kadar kötü olmayı başardığım için. Ve yine herkese söz veriyorum hem kendimi düzeltip hem de kırdıklarımı toplayacağım.

En başta da kendimi isimlendirmeyi bırakacağım. Zaten ben şekil aldıkça isimlerim bir bir gözükecek ruh kimliğimde. Onları gören de ruhuma dokunmayı başaracak insanlar olacak.

02.01.2019 / 23.54

Reklamlar